BAZI ŞAMPİYONLUKLAR


Bir takımın ulaşabileceği en yüksek hedeftir şampiyonluk. Kulüplerin büyüklük kıstası, hep kupalardan, yarışın sonundaki zirve sahipliğinden geçer. Ne badireler atlar, virajlar dönülür onu yaşamak için. Büyük takımlar adına alışılagelmiş olur. Sürpriz olmaz çünkü camia ve takım olgusu buna endekslidir. Fakat bazı şampiyonluklar vardır; hangi seviyede olursan ol, duygu patlaması yaşatır. İlla o takımın taraftarı olmak zorunda değilsin. Sporsever olman kâfi. Bütün dünyayı kilitler kendine. Sonunda acaba başarabilecekler mi diye her hafta müsabakasını takip edersin. Mutlu sona ulaştığında, sevincini sende yaşarsın. Ne heyecanlar yaşadık. Gerek sınırlarımız gerekse yurt dışında. Bazılarını hatırlatmak istedim.
2013 yılında, İngiltere Championship play-off maçı oynandı Watford ve Leicester City arasında. Futbol tarihine geçen bir eşleşme. İlk maçı kendi sahasında 1-0 kazanan Leicester ekibi, ikinci maçın son saniyelerinde penaltı kazanır. 2-1 geride olmasına rağmen, Premier Lige yükselmek için skor yetiyor ama penaltı gol olsa, santrası bile yapılmayacak. Topun başına geçen Anthony Knockaert çok kötü kullanır penaltıyı ve 30 saniye sonra başına geleceklerden haberi yoktur. Kaleci Almunia’dan dönen top uzaklaştırılır ve Watford karşı atağına döner. Sağ kanattan müthiş yapılan atak, en son ceza sahasında kulüp tarihi boyunca unutulmayacak adam Deeney’in önüne düşer. Yaradana sığınarak derler ya öyle vurur topa ve golün efsaneliği kadar, gol sevinci de görülmeye değerdir. Komik olan da teknik adam Gianfranco Zola’nın, golden sonra kendinden geçmiş halidir. Watford tarihi bundan sonra ne yaşarsa yaşasın, 12 Mayıs 2013 gününü asla unutmayacak…
Gelelim işin dram yönünü yaşayan takıma. Bu travmayı atlatmak şüphesiz zor olmuştur. Lakin takım üzerinden bir proje üretmek istediler. Yaşadıkları şokun ardından iki yıl sonra 2015 yılında Premier Lige yükselirler. Başlarında, sonradan çok seveceğimiz İtalyan Claudio Raineri. O sezon ne yapacaklarından bihaber, yaz döneminde transfer çalışmaları yaptılar. Hatta pek basına yansımadı, bir maestro arayışları oldu, tanıdık bir isme geldiler, Selçuk İnan. Yansıyan bölümde şu gibi ifadelere yer verildi; komik teklif, Selçuk İnan’a küçük takım görücüye geldi, Premier Ligin yeni takımı boyundan büyük oynuyor(!). Selçuk İnan’ın hedefi büyük takımlarda devam etmek diye bahsedilen haberler gördüm. Kısmen hak verebilirim. Eğer haber doğruysa, projelere göz atmamış olabilir. Selçuk olmayınca Mahrez’i yarattılar. Premier Ligin en değerli oyuncusu olacağını kim bilebilirdi. Ligler başladı. Bir adam daha tanıdık aralarından. Jamie Vardy. Sheffield’da bir fabrika işçisi iken, hafta sonları amatör ligde ‘ek iş’ olarak gördüğü futbolda, bu sezon zirveye çıkacağını söylesek, güler geçerlerdi herhalde. İnanmıştı belli ki. Sadece goller atmadı. Efsane oyuncuların rekorlarını bile egale etti. Ligin sonları yaklaştığında olabilir mi? İpi göğüsleyebilirler mi? Başarabilir mi soruları, dünyanın her yerinden yükselmeye başladı. Her hafta, tuttuğu takım kadar heyecan yaşayan taraftarlara şahit olduk sosyal medyada. Sonunda farkla şampiyon olup dünyanın sempatisini kazandılar. Premier Lig olalı, yaşanan en büyük sürprizdi. Tabi sonradan sempati kaybettiler Raineri’yi göndererek.
Hep bir özlemdi. Süper ligde, hiç tasvip etmediğim ama Anadolu takımı diye tabir edilen, İstanbul dışında, Trabzonspor’dan sonra başka takımların şampiyon çıkması. 2010’a kadar bekledik. Beşte beş ile başlayan timsahlar, o sezon ilk dört içerisinde olacağının sinyallerini verdi aslında. Ertuğrul Sağlam gibi, Türk futbolunun önemli simalarından birinin önderliğinde sempati kazanan yeşil beyazlılar, 22. Haftanın sonunda, şampiyonluk meşalesini yaktılar belki de. Fenerbahçe’yi Kadıköy’de 2-3 yenen timsahlar, sarı lacivertli taraftarlar dışında, tüm futbolseverlerin Bursa şampiyonluğu olması için duacı olduğunu söyleyebilirim. Bu maçta aklımda, Guiza’nın sahayı ağlayarak terk ettiği kaldı. 31. Haftada Ali Sami Yen stadında muazzam bir maç oynandı. Öyle pozisyonlar vardı ki maçta, berabere bitmesi mucize gibi bir durum. İnanılmaz fırsatlar kaçtı. Topun canı filelerle buluşmak istemedi tabiri caizse. Milletin alışkın olduğu bazı yorumlar var; ‘zaten onları şampiyon yapmazlar!’ Oradan gelen söylentiler tam tersi. Şehir olarak öyle odaklanmışlardı ki her yeri yeşil beyaza boyamışlardı. Kutlamaya hazırlanır gibi. Son hafta heyecan büyüktü. Fenerbahçe Trabzonspor Bursaspor ise Beşiktaş’ı ağırladı. Evinde Beşiktaş’ı mağlup eden timsahlar Kadıköy’den de birkaç dakika sonra beraberlik haberi gelince, şampiyonlar ligi müziğinin boşa çalınmadığı çıktı ortaya. İnanmışlardı! Başardılar. Yakıştı da…
Yakın zamanlara baktığımızda, mucizeyi gerçekleştiren bir başka takım Almanya’dan FC Kaiserslautern. Teknik direktörü Yunanistan ile sürpriz bir şampiyonluk kazandı sonradan. 1997 yılında Bundes liga’ya çıkan Alman ekibi, 1998 yılında şampiyon olarak inanılması güç bir iş başardı. Hala daha lige çıkıp aynı sezon şampiyon olan başka bir takım yok! Volfsburg’u unutmayalım. Dzeko, Grafite ve Misimovic üçlüsünü ne izlerdik ama. Onlarda haftalarca peşinden sürükledi bizleri. Çok bahsedilmese de Fransa da inanılmaz derecede büyük bütçeye sahip Paris Stain Germain takımını geride bırakan Montpellier de tarih yazdı. Belhanda ve Giroud’un sırtladığı ekip kupayı kaldırdı. Böyle şampiyonluklar lafta kalmaz!
Avrupa şampiyonu Yunanistan mesela. Rakibi olsan gıcık olursun amiyane tabirle. Düşünün; turnuva oynuyorsunuz, tek maç. Yunanistan’dan bir kafa golü yiyiyorsun. Ardından son düdüğe kadar Nikopolidis’i geçemiyorsun. Şaka bir yana böyle bir bir geçerek çok yaklaştığımız kupayı kazandılar. Efsane bir turnuva geçirdiler.
UEFA şampiyonluğu… Aslında kelimelere sığacak bir serüven değil. Galatasaray’ın önüne koyulmuş o yol. Kaderini kendi çizsin diye yaradan bir ışık göstermiş. Kim derdi ki kendi sahasında beş tane yiyen takım sezon sonu ülkeye Avrupa kupası getirecek… O muhteşem kadro, başındaki imparator ile tarihi zaferler yaşattılar. Spikerler anı ne güzel yaşatıyorlardı; giden maç döndü! Westfalen’de Avrupa şampiyonuna iki gol! Hiç fark etmez; Alman, İtalyan, İspanyol, İngiliz, hiç fark etmez! Galatasaray finalde! Haykırıyorum, bağırıyorum, sevinçten çıldırıyorum! Türk futbolunda bir devrim! Bravo Adams, tebrikler Adams. Taffarel, Taffarel, Taffarel. Ah Ergün biraz daha uzasaydın orda, ayakların nerde? Ve direkten döndü! Tanrım kesilmesin devam etsin! Tanrı bizim almamızı istiyor! Haydi Popescu! Haydi oğlum! Sonrası, gol Leventçim gol… Daha fazla anlatmaya gerek yok. Yaşayanlar her hatırladığında duygulanıyordur. Normal bir şampiyonluk değildi İnanın. Mevki mevki karakterli oyunculardan kurulu, motivasyon dâhisi bir teknik adam ve hiçbir yerde yalnız bırakmayan taraftar. Dentansı şampiyonluk bunlar. Sadece futbol oynayarak kazanılmaz! Yürek lazım. Ruh lazım. Sinerji lazım. Hagi lazım Hagi. O yüzden diğerlerinden farklıdır bazı şampiyonluklar…
Böyle belli başlı benzer hikâyeler mevcut. Gönül isterdi ki burada, yarı finallerde elendiğimiz Dünya ve Avrupa şampiyonluklarını da yazabilseydim… Nasip olmadı. İnşallah diğer şampiyonluklardan ayrı tutulacak başarıyı, Milli takım bazında da yaşarız.


Murat ALTUN
Google Plus Paylaş

Müslim Akil Avci

0 yorum:

Yorum Gönderme